PARMAK KALDIRMADAN KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ

29 October, 2006

Parmak Kaldırmadan Konuşma Özgürlüğü

Recep Tayyip Bey hakkında konuşmak istiyorum.

Hani kendisi de diyor ya “Tayyip Erdoğan değilim; başbakanım”. Çok haklı. Eleştiri ile hakaretin arasındaki sırat köprüsü gibi ince çizgiyi bilmek gerekir.

Girizgahdan sonra konuya girelim. Yahu başbakanımız neden bu kadar çok konuşuyor?
Şehit cenazesi gelir o konuşur,
Lübnan’a asker gidecektir o konuşur,
Ekonomiyle alakalı bir mevzu vardır o konuşur,
Papa bir şey der yine o konuşur o cevap verir,
Şu olur bu olur o cevap verir…
Madem ulu başbakanımız her şeyi biliyor, her konuda kendini söz sahibi hissediyor, neden hükümet falan kurulur ki bu ülkede? Mesela bakanlıklara ne gerek var? Dış işlerine Recep Tayyip Bey bakıyor, ekonomiden Recep Tayyip Bey anlıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı da olmasın, Papa bir şey derse ulu başbakanımız yanıtlar.
vs. vs.
Hayır, anlayabilmiş değilim, bu ne hevestir, bu coşkudur, bu ne Cem Uzan havasıdır, bu ne perhiz bu ne lahana turşusudur?

**

Bir Aylık Müslüman Yakıştırması

En çok medyaya yüklenilir bu konuda.
Lakin bana garip gelir.
Gazete editörü falan olsam kara kara düşünürüm, ulan hiçbir şey yapmazsan kafir diyecekler; yaptığında da bir aylık, göstermelik gibi ithamlarla yüzyüze geleceksin.
İşin garibi lafı eden insanlar 12 aylık müslüman ya zaten ondan böyle gazeteleri, tvleri eleştiriyolar.
Kendileri beş vakit namaz kılarlar, her türlü ibatedini eksiksiz yaparlar, öyle gazete-tvler gibi ramazan ayında müslüman olduklarını hatırlamazlar değil mi?
Geçen gün haberlerde çıktı, bir adam orucunu bozdu diye 11-12 yaşındaki çocuğunu öldüresiye dövüyor, bacağına kalem saplıyor. Bu cehaletle on iki ay boyunca müslüman olun siz e mi?

**

Türklüğe Hakaret, 301. madde, Elif Şafak

Elif Şafak‘ın son romanı Baba ve Piç’in dava edilmesiyle tekrar gündeme gelen anayasının 301. maddesine göre “türküğe hakaret” cezalandırılır.
Bu kadar basit, bu kadar doğal, bu kadar olağan..
Hâlâ farkında olmayanlar var, anımsatmak gerek: bu ülke milliyetçilik temeli üzerine kuruldu ve Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir!
Tarihi cumhuriyetle sınırlandıran aydınlarımız bile bu “301” çerçevesinde konuşurken -atıp tutarken demeliydim belki- bu gerçeği yok sayıyorlar.
Sebepleri irdelenmelidir, önyargı kadar zoryargı da sözkonusudur ki bu ülkede “türk milliyetçiliği fobisi” sözkonusudur.
Sanırım bundan kaynaklanıyor “türk” sözü korunduğunda, iyi bir yerde kullanıldığında, deyim yerindeyse kimilerinin etekleri tutuşmakta.
Üstte imlediğim gibi T.C. bir ulus devlettir, her devlet varlığını korumak için yasalar koyar.Bu ülkede Türklüğe hakaret edemezseniz, ederseniz cezalandırılırsınız, bu kadar basit! Nasıl ki Atatürk’e hakaret edilmiyorsunuz Türklüğe de hakaret edilmez. (Atatürk’e hakaret sözkonusu olduğunda cezalandırılması için çırpınanlarla, Türklüğe hakareti düşünce özgürlüğü kapsamına almak isteyenlerin aynı isimler olması da ayrı bir garabettir.)

Gelelim konuyu gündeme getiren romana. Baba ve Piç’i okuduğumda henüz bu olaylar patlak vermemişti. Ve ben de okurken bir Türk olarak hakarete uğradığımı düşünmedim, ‘keşke şurası şöyle olsaydı’ dediğim yerler olduysa da maddede belirtildiği gibi ‘alenen’ bir hakaret görmedim. Ama ben yargıç değilim. Bu ülkenin yargıçları var, bu ülkenin adaleti var. Davayı görürler -ki beraat kararı verdiler.

Ee, daha ne konuşuluyor, nasıl ki Kemal Kerinçsiz denen adam böyle bir konudan prim yapmaya kalkışmışsa, fırsat bu fırsat diyen demokrasici, hümanist, barışçı ve dahi tüm bu kelimeleri anlamlarından uzaklaştıran güruh ‘düşünce özgürlüğü’ diye ses etmeye kalktılar.

Düşünce özgürlüğü devletine, talihine sövmek midir? Düşünce özgürlüğü her şeyi kuralsızca söyleyebilmek midir? Ben şimdi size ‘orospu çocuğu’ dersem sizin gazeteleriniz dergileriniz bana dava açar kazanırsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidip ben düşüncemi özgürce savundum mu diyeyim?

**

RAMAZAN DAVULCULARI

Herkesin bir çalar saati var, oruç tutmak isteyen bir şekilde kalkar zaten; bu yüzden ramazan davulcuları son derece gereksiz. Lakin gelenek diyoruz, adet diyoruz, iyi madem öyle olsun diyoruz.
Olsun..olsun da..
Yahu bu ramazan davulcuları özellikle musiki zevkinden yoksun, kulağı olmayan, davula dan dan vurmayı marifet sanan insanlardan mı seçiliyor?
Öyle değilse Ankara’ya bunlardan verilmiş en azından. Oruç tutuyorum ben zaten, yani o saatte beni uyandırmasına itirazım yok; ama afedersiniz kafamı s.kiyor tabir-i caizse. Nedir öyle ya? Mâni falan dersen zaten yok, bari davulu güzel çal be adam!
Bu böyle olmaz, belediye bi şeyler yapsın; onlarca yetenekli üniversite öğrencisi çocuklarımız var, ramazan boyunca her sokak başına bir bateri konulsun, sahur İyi fikir değil mi? sizin daha iyi fikriniz varsa o olsun; ama yeter artık ben bu dandını dandını, rasgele, zevksiz melodileri duymak istemiyorum.

2 Responses to “PARMAK KALDIRMADAN KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ”

  1. puki Says:

    oldu canim istersen direkt grup kuralım her mahalleye,amfileri de yerleştirelim,mahalleyi ayaklandıralım..
    bilmediğin bişi var,ramazan davullarını çalacak kişiler muhtar tarafindan ihtiyaç durumuna göre belirlenir,yani seçilen adam aslında davulla alakası olmayan ihtiyaç sahibi biridir..adama “al bu para” demek yerine “davul çal para verelim,hakkıyla al” demek gibi bişidir bu.O adamlar da yapabildklerinin en iyisini yapıolar işte..git yat uyu,adamlara bulaşma..

  2. sepia Says:

    pukicim çok haklısın, oruç başıma vurmuş benim o zamanlar:)


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: