KETUM AŞK BALADI

29 October, 2006

yıkayınca geçmiyor kokun” (F.D.)

Parçaları kaybolmuş bir yapbozdu hayatım, getirdin eksik parçaları, tamamladın beni. Yaşamak için bir sebep lazım, bir bahane… Sen varsın ya. Daha ne olsun! Geldim sana her şeyimle. Kesmekeş.. yorgun.. keyifsiz.. tutuk.. ve teşne.. Sen karşımda bir ilah gibi.. peri gibi.. prenses gibi.. benim gibi.. sen!
Kaçak yolcusuydum sanki hayatın, kaçırdığım istasyonlar ardımda. İnsem… Gitsem bir kalbe, çalsam kapıyı. Üç günlük misafir karşılaması. Yine yanlış gelmişim.
Kalbim senin hayatım, kalbim senin. Geldiler, oturdular bir çay içtiler yahut kahve; yatıya kaldı kimileri. Ama hepsi misafir… Sen yerleştin, eşyalarını getirdin, ellerini, tenini, sesini, kokunu; yerleştiler hepsi bir bir yerlerine. Senin artık burası. Kokun sinmiş her yere.

Yüzünü özledim, gözlerini.. Gözlerini ovuştursan da anladım, mor menekşeler gibi açmış yalnızlık, göz altlarında. Mutevazi ve mutevazı iki gül bahçesi. Siyah bir gül tam ortada. Dudakların utandı, yalanlarından ve söyleyemediklerinden, kıpkırmızı olmuş bu yüzden. Dudakların dudaklarımın arzusu. Alnında bir çizgiyim ben! Sana bakmak güzel şey. Burdan bakınca intiharıma benziyorsun.

Gel otur yanıma. Yaşlanınca gidersin. Yüzüne düşmüş bir gülün gölgesi. Beni üşüme. Beni düşün. Çok üşüdüm seni. Giyin. Gel otur yanıma. Sonra soyunursun. Sonra benimsin. Rüzgara ver yüzünü. Yaşlanınca gidersin. Sus! Karış kanıma. Konuşursan bitersin. Yüzüne düşmüş bir gülün gölgesi. Belki seversin*

Kelime mi bilmiyorum onlar mı beni bilmiyor? İkisi de değilse yetmiyor bunlar. Biraz cin katıp yeni bir kelime mi hazırlasam, alkol oranı fazla sert bir kelime. Sen daha iyi bilirsin belki. Gece, sabah olunca uyanıyor da hece kalıyor be güzelim içinde adamın. Bir kelime olamamak en acı, sen de iyi bilirsin. Kelimelerini bükünce bana benziyorsun.

Bıçak yarası olsaydı daha iyiydi, olsun, bunu çekelim.
“Ama.”
Yorganı uzatıver.

Kapıyı açtın, gözlerini kapadın. İçimden geçen içinden geçiyor. Yüreğinin atışı yüreğime denk. “Ben senin bildiğin kızlardanım bebeğim, ben senin bildiğin kızım, ben seninim.” Acıtınca kotumun düğmeleri, boşta kalan elinle ışığı kapat aşkım. “Aşkın değilim bebeğim, bitanen de değilim, ben senin bildiğin kızlardan değilim aslında; yalan söyledim bebeğim affetme beni.” “Issız bir hayata düştüm, seni aldım yanıma.” Boş kalınca fısıldıyor dudakların. “Sevişirken araya karbon kağıdı koymayalım hayatım.” Eğiliyorum, iki mutevazi arter… Kayboluyorum. Ellerin gözlerin. Ellerim gözlerim. Türkçe sözlü hafif batı sevişmesi mi bu? “Bebeğim.” Gülme. Birazdan deprem olacak! İki fay hattı dizlerin. Kısa cümleler gibi küçük öpüşler. “içeri geçince Müslüm Gürses’in son albümünü açalım olur mu?” Bunu söylemedin. Duydum ama ben. Ellerin ellerimdeyken şarkı söylüyorsun. “Ellerim bile çirkin benim, ben en iyisi değilim bunu hazmet” Gülüyorsun güller açıyor. Hayır gül falan yok. Bu aşkta gülün de bülbülün de yeri yok! Menekşe onlar. Kurumadan mürekkebin, bir küçük öykü yazmamı istiyorsun. “Sen dalga, ben çıplak bir ada” Biliyorum bebeğim, biliyorum, bu hâldeyken bize ambulanslar bile yol verir, durur dünya. Göğünde kanat çırpan bir kuşum. Maviliğinde, derinliğinde… Güzellik tanrıları ilham almış olmalı bedeninden. Ellerimin arasında, beni çarpan tek içkisin, sek içkisin. Bu hâlinle bana çok benziyorsun.

Işığı kapatıp lambayı açarken küçük su şişesinden soğuk soğuk içiyorsun beni, dudakların daha bir güzel. Daha bir benim. Boğuluyorum nehirlerinde. Kaç fâilatün kaç mefâilün, gülüyorsun. Ten dili ve âb-ı hayatı mı bu? Bedeninde baştan yarat beni. Tamam güzelim, biliyorum biz iki heceyiz bir kelime oluşturan, mübalağa yapmak istedim sadece. “Sus.” Susunca uykuma benziyorsun. Evinde neden abajur yok, tamam o lamba da güzel ama neyse… “Güzelliğime kafiye arama bebeğim, ellerin varken…” Soyunurken öpüşlerime benziyorsun.

Tekel Birası olsa daha iyiydi, olsun, bundan içelim.
“Ama.”
Sigara ver bana, evet yakıp ver

Yüreğimi çevirip çevirip okuyorum. Kim yazmış bu acı romanı. Gözlerim ağrıyor, bitmiyor. Ömrüme tek tek çakılan çiviler, kerpetenle sökülüyor. Biri bana “günaydın” desin. Bitsin. Bayat hayat, tok tutuyor, çok yenmiyor. Sus! N’olur! Her şey kana muhtaç. Ben sana! Birazdan kan çıkacak. Güneşin batışında birikir dağların üzeri kanla. Gün doğmak üzere, kan çıkacak birazdan. Uyurken düşlerime benziyorsun.

Atalım eskilerimizi.
Bu cümlenin öznesi özlenendir güzelim.

Günaydın sevgilim. Kahvaltıdan önce sevişelim. Gülüşelim sonra. Bölüşelim, bitsin hayat. Kafiyeleri de silelim ne dersin? Uymasın birbirine hiçbir şey. Senin dışında hiçbir şey istemiyorum içimdeyken sen, içindeyken ben… Ne diyordum, atalım eskilerimizi ve eksiklerimizi. Ve dahi kesiklerimizi… Sen bileklerini kestiğini iddia ediyorsun ben dileklerini… Hâlâ yaşıyorsan ben haklıyım güzelim. Kesme bir daha dileklerini… Tarifi yok hâlimizin, iki ay kaşığı gülüş, bir emek karşılığı öpüş ve bir kalabildiğine sevgili kısık ateşte kırıştırı(lı)nca olmuyor. Kötü değil ama bu. Kimse tutturamaz kıvamını. Kimse bilemez bizi. Kimse bizim gibi yaşayamaz. Kimse sen, kimse ben olamaz. Bir araya gelince anlamlı bir kelime olan iki heceyiz mi demiştim, yalan! Bir araya gelince her şeyi bozuyoruz, her şeyi anlamsız kılıyoruz, güzel olan bu. Yaklaşıyoruz, uzaklaşıyoruz, uçuyoruz, konuyoruz, uyuyoruz, rüya yaşıyoruz, gerçek görüyoruz, biliyoruz, sıcaklığımıza çay koyuyoruz, susuyoruz, şaşıyoruz, üşüyoruz, bir gülün ağlamasına gülüyoruz, öpüşüyoruz, yalnızlığı omuzlarından sarsıyoruz, yıkıyoruz, kenara çekiliyoruz, sızıyoruz, üzerimizdekileri çıkarıp yıldızlara asıyoruz, bağırıyoruz, kavga ediyoruz, bıkıyoruz, yatıyoruz, kahvaltı yapıyoruz, gidiyoruz geliyoruz gidiyoruz geliyoruz, bedeninin şarkısına bir klip çekiyoruz, ellerimizi okuyoruz, zamanla kafa buluyoruz, zamanla kafayı buluyoruz, kalbimize nazar boncuğu takıyoruz,,,

Ekmek arası olsa daha iyiydi, olsun, böyle yiyelim.
“Ama.”
Gökyüzünü önüme ser.

Kılcallarımda, dolaşırken yorgunluk, nikotin, alkol… Kimse tüketemez ömür denen çektiğimi. Yüreğine oturmaya geldim. Sahip olamadım misafir olayım mı dedim? Bir çay içip gidecek miydim? Kahve mi getirdin? Fal mı baktın? Söyle meraklandırma ne çıktı? Neskafe mi? Olmaz mı yani? Çok bunaldım. Sen başla ben kaldığın yerden ağlarım içimden. Korkarım bu denizi ben ağladım. Şimdi içine daldım. Tut ellerimden. Ağlayınca eski sevgilime benziyorsun.
Püfür püfür değil kütür kütür küfrediyorsun. Apar topar affediyorsun. Öyle böyle değil gece gündüz özlüyorsun. Montunda, ceketinde bir şekilde eve girer erimeden kar, üzerindekileri çıkarılırken şöyle bir serpilir ya etrafa. Öyle anıların kalmış bende, saçıldı odama, yastığıma… Eridi sonra. Sindi kokusu ruhuma. Senli benli değil kanlı canlı seviyorsun.
Bak görüyorsun ya hiçbir şey anlatamadım. Saçmaladım sade. Yazılamayacak kadar güzelsin, kelimelere çevrilemeyecek kadar kendine ait ve yazamayacağım kadar benimsin. Perim.

İstanbul hatırası olsa daha iyiydi, olsun, bu foto da yeter.
“Ama bebeğim.”
N’olur yeter.

*şeref bilsel’den mülhem.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: